2. Psikeart Günleri’nde Kim Ki Duk sineması üzerine…

Tarih: 15 Nisan 2013Kategori: Genel1 Yorum 2.744 Kez Okundu

Bu sene ikincisi düzenlenen Psikeart Günleri’nin teması “Sinema ve Psikiyatri” idi.  18-20 Mart 2013 tarihlerinde gerçekleşen etkinlik boyunca bir çok önemli psikiyatrist, akademisyen, yazar ve sinemacı tarafından paneller yapıldı. Psikeart dergisine fotoğraflarımla katkıda bulunuyor olmamın yanı sıra, etkinliğin ilk senesinde panelleri keyifle takip etmiştim. Panellere dinleyici olarak katılmak çok keyifli ve verimli oluyor. Bu seneki organizasyonda “Kim Ki Duk Sineması” üzerine yapılan panelde moderatör olarak seçilmiş olmam beni ayrıca mutlu etti.

Panelin başında Kim Ki Duk’un hayatı ve filmografisi ile ilgili kısa bir giriş yaptıktan sonra sözü üstadlarıma verdim. Sempozyumun kapanışını işte bu keyifli söyleşi ile gerçekleştirdik. Söyleşinin ardından kapanış kokteyli ve Kim Ki Duk’un Yay adlı filminin gösterimi gerçekleşti.

Şahsen, son dönem yönetmenleri içerisinde en sevdiğim ilk üç yönetmenin içinde sayabileceğim Kim Ki Duk’un kendi de bu söyleşiye katılabilseydi epey mutlu olurdum. Sanırım kendi de çok keyif alırdı. Şimdilik, 2005 yılında 42. Altın Portakal Film Festivali’nde, kendisiyle tanışma şansına erişmiş olmamla yetiniyorum. Ama şimdilik… :)

Panelde konuşmacılara söz vermeden önce yaptığım giriş konuşması ve yönelttiğim soruları aşağıda paylaşıyorum.

Psikeart websitesi: http://www.psikeart.com

Etkinliğin websitesi: http://www.psikeart.com/psikeart-gunleri/psikeart-gunleri-ii

 

OTURUM BAŞKANI: GÖKÇE PEHLİVANOĞLU (Yönetmen)
KİM Kİ DUK SİNEMASI
KİM Kİ-DUK (Film Yönetmeni/Davet Edildi)
• “YAY”: Ruhsal göbek bağını kim keser? Dr. CEMAL DİNDAR (Psikiyatrist)
• İnsanlık halleri: Kim Ki-Duk sinemasından felsefi tanımlamalar Doç. Dr. GÜVEN GÜZELDERE (Harvard Üniversitesi Felsefe Bölümü)


PSİKEART GÜNLERİ, KİM Kİ DUK SİNEMASI – PANEL MODERATÖRÜ GÖKÇE PEHLİVANOĞLU’NUN KONUŞMA METNİ VE SORULARI:

Kim Ki Duk’u ve filmlerini anlamak için, önce ülkesinin tarihine, sonra hayat hikayesine, en sonunda da filmografisine bakmak gerekir.

Bilenler bilir, çok uzun tutmayacağım. Kore’nin iki kutbu arasında süren soğuk savaş sonucu, ülke 1948’de ikiye bölünür, Kuzey Kore, Sovyetler Birliği tarafından, Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenir.

Sonrasında seneler boyu süren savaşta 2,5 milyon kişi hayatını kaybeder. Savaşın sona ermesinden sonra dahi tam olarak bir barış anlaşmasına varılamamıştır.

Sınır ve sahil güvenliği halen daha güçlü tutulmaktadır. Hatta Kim Ki Duk röportajlarında Güney Kore’de halen daha Amerikan askerlerinin bulunduğundan söz eder.

Dün akşam, Kuzey Kore, Güney Kore’ye savaş açtığını ilan etti…

Kim Ki Duk’un kişisel tarihine dönecek olursak:

Bir dağ köyünde doğmuş ve çocukluk yıllarını burada geçirmiş olması, kuşkusuz ona el becerisi, merak ve hayal gücü katar.

İlkokulda aldığı tarım eğitimi, Doğa ile arasındaki bağı pekiştirir.

Daha sonra gittiği çeşitli Hristiyan okullarında, ilk kez dine dair kafasındaki sorulara cevap arar.

Ailesinin durumu nedeniyle, genç yaşta atıldığı çalışma hayatı, özellikle de fabrikada çalışıyor olmanın zorlukları, onun bünyesini daha da güçlendirir.

Ülkesinde yaşanan toplumsal ayrımcılıklar arasında kaybolmamak için, kendisine sağlam bir yer bulur ve Güney Kore ordusunun en prestijli bölümlerinden biri olan Deniz Kuvvetlerine katılır.

Beş sene sonra, bu sert ve acımasız dünyanın somut gerçekliğinden uzaklaşmak ister. Ani bir şekilde soyut dünyaya geçiş yapar ve bir kaç sene boyunca kilisede çalışır.

Bir gün, 30 yaşına geldiğinde, Paris’e uçak bileti alabilecek kadar para biriktirdiğinde, ülkesini ve ailesini geride bırakmak cesaretini gösterir.

Paris’teyken 3 sene boyunca resimlerini satarak geçinir, ve resimleri sayesinde, insanlarla konuşmadan iletişim kurabildiğini farkeder.

İlk defa sinema ile tanışır ve yapmak istediği şeyin bu olduğunu anladığında ülkesine geri döner…

İşte tüm bu süreç aynı zamanda onun filmografisinin de özeti gibidir.

Kim Ki Duk, içinde doğan yaratma isteğine karşı koyamamaya başlamasından günümüze kadar 18 film çeker.

Burada 15 filmin posteri var, çünkü 15. filmi olan Dream’in setinde çekimler sırasında yaşanan bir kaza sonucu Kim Ki Duk kendisini 3 sene boyunca bir dağ kulübesine kapatır.

Ben onun açık bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hayatına, yaşam felsefesine ve ülkesinin sorunlarına dair bünyesinde barındırdığı her şeyi olduğu gibi dışarı vuran, gerekirse acıyı filmlerini izleyenlerden esirgemeyen bir yönetmendir. Hatta acı, ona göre hayatın ta kendisidir.

Bir röportajında şöyle söylemiştir: “Bazı insanlar hayatın sadece mutlu anlarını güzel sanıyorlar, halbuki bana göre hayatın asıl güzel yanı, kendi yıkıcılığı ile arzunun psikosomatik doğasının karışımıdır.”

1)   Cemal Bey, sizin de altını çizdiğiniz üzere, “insan toplumsal bir varlıktır.” Bu açıdan Kim Ki Duk profiline bakıldığında, Güney Kore tarihinin, onun filmlerinin hikayesine nasıl bir çerçevede etki ettiği, halkının ruh halinin farkında olan yönetmenin, filmlerinden anladığımız kadarıyla, bu konuda bir önerisinin olup olmadığı üzerine yorumlarınızı merak ediyorum.

 2)   Anadolu Kültürleri üzerine çalışmalarınızı göz önünde bulundurursak, bu filmleri izledikten sonra, Kore ile kültürel benzeşmelerimizin olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu bağlamda, Kim Ki Duk’un neredeyse bütün filmlerinde gördüğümüz “Su, Deniz, Göl” sembollerini ve Ana Tanrıça kültü ile bağlantılarını da ele alarak Yay filmi hakkında görüşlerinizi rica edebilir miyiz?

3)   Güven Bey, Kim Ki Duk’un “İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar” filmi gibi, özellikle bir dönem filmlerinde Budizm inancının etkileri aşikar. Neredeyse her filminde, bir karakter bir kötülük yaparsa, mutlaka karşılığını bulmakta, genellikle de bedelini kendi kendine ödemeyi seçmektedir. Bu bağlamda, Budizmin felsefesini de gözönünde bulundurursak, Kim Ki Duk’un kötülüğün karşılığını bulması gerektiğine olan inancını ve “intikam” ve “merhamet” duygularını nasıl açıklarsınız?

 4)   Ayrıca, filmlerinde, kötü karakterleri acımazsızca kötülük yaparken gösterirken, bir yandan insan olduklarını, salt kötü olmadıklarını göstermesi Yin Yang sembolünü desteklemekte. (Zaten iyi bir yanları olmasa, yaptıkları günahları kendilerine acı çektirerek temizlemek istemezlerdi.) Bu bağlamda, fiziksel acının bir ayin gibi uygulandığı ve sufizm’deki “halvet etmek” kavranmına benzediği söylenebilir mi?

5)   Tüm konuşmayı özetlersek, şu sonuca varabilir miyiz? Kim Ki Duk, kutsal zaman ve mekan yaratarak, kendi ayinlerini kendi filmleri aracılığıyla yaratıyor denilebilir mi?

 

 ÖNEMLİ NOT: Söyleşinin tamamını ve soruların cevaplarını Psikeart Günleri II “Sinema ve Psikiyatri” Sempozyumu Bildiri Kitabı’nda bulabileceksiniz.

 

Etiketler: , , ,

1 Yorum - Yorum Yaz

  1. süheyla uygur
    Tem 04, 2014 @ 20:23:44

    Merhaba öncelikle bloğunuz çok doyyurucu.. özellikle ilgilendiğim ve gidemediğim bir etkinlikti psikeart günleri ve yazınızı okudum bunun üzerine..şöyle bir ifade vardı”Söyleşinin tamamını ve soruların cevaplarını Psikeart Günleri II “Sinema ve Psikiyatri” Sempozyumu Bildiri Kitabı’nda bulabileceksiniz.” bu sempozyumun kitapçığını aradım ve bulamadım acaba sizin bilgilendirmeniz mümkün müdür?

    Cevapla

Cevapla

© Lunaroom - Gökçe Pehlivanoğlu | blog